Senin Aşkın Allah'ım
1/7/2007 -Kategori:
Senin Aşkın Allah'ım
Dolduruyor gönlümü, senin nurun Allah'ım
Sevdiriyor cemalin, senin aşkın Allah'ım
Esen seher yelinde, öten bülbül dilinde
Hoş kokan güllerinde, senin aşkın Allah'ım
Yağdırıyor rahmetini, yer gök almaz nimeti
Hazırlayın cenneti, senin lütfun Allah'ım
Gece seher vaktinde, zakirlerin zikrinde
Dervişlerin fikrinde, senin aşkın Allah'ım
Kabe'ni görenlere, zemzemden içenlere
Kendinden geçenlere, senin sevgin Allah'ım
Safa ile Merve'de, ol Cebel-i Rahme'de
Ağlatıyor Vakfe'de, senin aşkın Allah'ım
Esat Aydoğan -
Yorum (0) Kalıcı Bağlantı
Mutluluk daha ne olabilir ki..!!!!
21/6/2007 -Kategori:
Neden tercih ederiz?
Mutlu olmak için, ille de yaşamımızda farklı bir şeylerin olması mı gerekli?
Hâli hazırda yaşadığımız şu hayatın içinde bizi mutlu kılmaya yetecek onca şey varken...
Sanki mutluluklarımızı, ilerde bir zamanlara ertelemişiz...
O zamanın gelmesini bekliyoruz.
Elimizin altındakilerin, elimizin altında dururlarken kıymetini bilmediğimizden mutlu olamıyoruz.
Bir zaman gelip de onlar da fani olup, yanımızdan gölge gibi kayıp giderken, bu kez de onları yitirmenin ve zamanında onlarla mutlu olamamanın mutsuzluğu kaplıyor içimizi..
Önce üzülüyoruz...
Sonra üzüldüğümüze üzülüyoruz...
Ne garip...
.....
Mutluluk sebeplerimiz bize özel şeylerdir...
Kimimiz bir aileye sahip olduğu için şükredip, mutlu olur; bir diğerimiz sıhhatini şükre vesile ederek, mutlu kılar hayatını..
Ve sayılamıyacak kadar çok neden...
En mutsuz insanın bile, mutlu olmak için birden çok sebebi vardır.
Sanırım önemli olan, bunun farkında olabilmek..
Bu farkında oluş da başlı başına bir mutluluktur...
Bir düşünsek,
biz hiçlik karanlıklarındayken, bu âlemde yokken, yaratıldık...
bize bir varoluş nimeti lutfedildi...
Ve bize bir kimlik verildi:
İnsan...

Dağ olmadık yaratılırken, taş olmadık, sinek olmadık, koyun olmadık, bir bahçede ot olmadık... insan kimliğiyle yarattı bizi yaratan...
Bir hayat verdi ki, bu kimlikle biziz hayattan en mükemmel istifade eden...
...
Sonra bize bir kalp verdi ki, tüm kainatı, tüm âlemleri içine alabilen.. herşeyi sevebilen.. bu kalbi kendi sevgisini, muhabbetini tanıtmak için verdi.. ve kendini bize sevdirdi yaratan.. yeryüzünü bir sofra yapıp önümüze serdi. İçinde binbir türlü hazineler...
Ya bunları anlayabilmemiz, onu tanıyabilmemiz için verdiği akıl nimeti..?
...
Ve insanı, yani bizi kendisine muhatap aldı âlemlerin Rabbi... Âlemleri yaratan...
Ve binbir türlü duygularla, hislerle doldurdu sinemizi... herşeyden, ayrı bir tad alabilmemiz için.. Onu bütün isimleriyle tanıyabilmemiz için...
Ve... İman nimetiyle bizi nurlandırdı...
Evet.. bizler Allahı tanımasaydık eğer, imanımız olmasaydı, yakıcı ve boğucu nasıl bir ızdırabın, azabın, karanlığında kalırdık?
İman nimetini öyle bir Rahmetle, öyle özel bir ikramla bizlere nasip etti ki,
İslâmiyetle bizi şereflendirdi...
Habibi olan, âlemlere rahmet olan, Rasul-ü Ekrem (a.s.m) a ümmet eyledi...
Daha ne olsundu ki..?
Sanırım mutlluluğu uzaklarda aradıkça, ömürlerimiz hiç tükenmese bile, asla onu bulamayacağız...
Mutsuz olalım diye yaratılmadığımızı anladığımız an...
ve
60-70 senelik bir ömrün imtihanlarının, sıkıntılarının geçici olduğunu ve bize ebedi mükafatlar bırakacağını düşündüğümüzde..
ve
Geçici olmayan, ölümsüz bir âlemde bizlere ikrâm etmek isteyen, şu misafirhânenin sahibi olan Zatın, o ebedî âlemin mutluluğunu, nümune nevinden bu âlemde bahşettiğini farketiğimizde....
Mutluluk daha ne olabilir ki?
Yorum (1) Kalıcı Bağlantı
Deli Çeşitleri
19/6/2007 -Kategori:
İyi ve kötüyü ayırt edemeyene deli denir.Deli iki türlüdür:
İlki dünya delisi, üstlerini başlarını yırtarlar, abuk sabuk konuşurlar.
Lüzumsuz şeyler öğrenirler, boş işlerle uğraşırlar. Çünkü akıldan yoksundurlar.
İkincisi Ahiret delisi: Ahiretle ilgili iyi ve kötüyü
ayırt edemezler. Yüzlerini Allah'a çevirmeyen, Allah'ın hakikat
yolunda gitmeyen kimselere denir.
İnsan akıllı olmayı da deli olmayıda bu dengede tartmalıdır.
Yorum (0) Kalıcı Bağlantı
Neden Dua?
19/6/2007 -Kategori:
Mürid sordu :
Duamı Rabbime işittirmek için ne yapabilirim?
Mürşid cevapladı:
Güneşin doğması için ne yapabilirsin ki?
Mürid umutsuzca sordu:
Peki o halde neden bu kadar çaba gösteriyoruz daha içten dua edebilmek için?
Mürşid cevapladı:
Güneş doğarken uyanık kalasın diye."
Sen dua etsen de etmesen de Rabbin seni işitir.Sen ne kadar dua edersen et , Rabbin zaten seni senden daha iyi anlar.Ama senin kendini anlatmaya çalışman, isteklerini açıkça ifade etmen senin yanına kar kalır.
Yorum (0) Kalıcı Bağlantı
Seyyid Abdulhakim El Hüseyni (k.s.)
19/6/2007 -Kategori:
10 Zilhicce 1322 (15 Şubat 1905) Perşembe günü Bitlis'in Baykan ilçesi Kermat Köyü'nde dünyaya geldi. Babası ve dedeleri Bilvânis Köyü'nden olduğundan Gavs-ı Bilvânisî diye tanınmıştır. Babasının adı Muhammed, dedesininki Seyyid Maruf idi. Peygamberimizin torunudur.
Hz. Hüseyin'in (r.a) soyundan geldiği için el-Hüseynî denmiştir. İlk evliliğinden kendisine S. Muhammed, S, Muhammed Raşid ve S. Zeynelâbidin, ikinci evliliğinden, S. Abdülbâkî, S. Muhyiddin, S. Ahmet, S. Abdülhalim ve Seyyid Enver isimli oğulları olmuştur.
Gavs-ı Bilvânisî hazretleri, zamanın mürşid-i kâmili olan veli zatlardandı. Zamanının gavsı idi. Büyük velî Ahmed el-Haznevî hazretlerinden insanları irşad etme izni aldı. Bunun üzerine Adıyaman'ın Kâhta ilçesi Menzil köyünde ömrünün sonuna kadar irşad hizmeti ile meşgul oldu. Çok kıymetli mürşidlerin yetişmesine vesile oldu.
Sultan hazretleri diye tanınan Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerini bu zat yetiştirmiştir. Hayatının son günlerinde Gavs-ı Bilvânisî hazretlerine bağırsak kanseri teşhisi konuldu. İstanbul ve Ankara'da tedavi gördü. Ameliyatından üç gün sonra 1972 yılında bugün vefat etti.
Allah şefaatine bizleri da nail eylesin...
Yorum (0) Kalıcı Bağlantı
Namaz kılmamanın 6 zararı...
15/6/2007 -Kategori:
namaza gevşeklik gösteren muminler, yani namaza gereken onemi vermeyenler bir cok azaba ve cezaya ugrarlar. bunlardan dunyadaki 6 zararı şunlardır ;
birincisi : Ömrunden bereket kalkar. Çeşitli hastalıklar, aşağılıklar, hakaretler ve zilletler içerisinde hayat sürer.
ikincisi : Cenab-ı hakkın hizmetinde bulunan kimselerin simalarında kendi yaratılışlarındaki guzellik ve cemalden ayrı olarak bir baska guzellik ve cemal vardır ki, namaz kılmayanlarda bu yoktur.
üçüncüsü : Allahu teala hiç bir ameline ecir vermez. yani gunde muteaddit defalar sadaka verse , birçok yetim sevindirse, yedirse , giydirse, gunlerce kur'an-ı kerim hatmetse, baska buna benzer ibadet, taat ve iyilik yapsa, Cenab-ı hak ona zerre kadar ecir sevap vermez.
dördüncüsü : Allahu teala namaz kılmayanların dualarını kabul etmez. tıpkı dunya işlerinde, dilekce yazan bir kimsenin, dilekcesinin bir yerde takılıp esas yerine ulaşamaması gibidir...
beşincisi : Butun mahlukat kendine kızar ve düşman olur. hepsi onu reddeder. salihler, yani mumunler, Allahu tealaya yar olanlar, namaz kılanlardır. ancak bunlar hayır ve berekete ve rahmete vesile olurlar...
altıncısı : Salihlerin dualarıdan hisse alamaz. yani muslumanların dualarının bereketinden mahrum kalır. mezarı onunden gecen bir muslumanın okuduğu fatihalardan faydalanamaz...
Yorum (0) Kalıcı Bağlantı
Yumurtaya can veren Rabbim
13/6/2007 -Kategori:

















Bismillahirrahmanirrahim
1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!
2- O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.
3- Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.
4- O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.
5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti.
6- Hayır! Doğrusu (kâfir) insan azgınlık eder.
7- Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.
8- Muhakkak ki dönüş mutlaka Rabbinedir.
9, 10- Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?
11- Gördün mü (ne dersin?), ya o (kul) doğru yolda olur,
12- Veya kötülüklerden sakınmayı emrederse?
13- Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar, yüzçevirirse,
14- O adam, Allah'ın kendini gördüğünü hiç bilmiyor mu?
15, 16- Hayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz.
17- O zaman o taraftarlarını yardıma çağırsın.
18- Biz de Zebanileri çağıracağız.
19- Hayır, sakın ona boyun eğme (Allah'a) secde et ve yaklaş.

Yorum (2) Kalıcı Bağlantı
Evliliğin ilk Adım Tanışma Adabı
12/6/2007 -Kategori:
Eşler birbirini rızkı gibidir.Bu rızık da levh-i mahfuz’a yazılmıştır;zamanı gelince,sahibini bulur.Ancak yine de bizler bu rızkı edebine uygun aramakla hükümlüyüz.
Dr. DİLAVER SELVİ
Evlilik,ilahi takdirle belirlenmiştir ve kimin kime nasip olacağını ancak Allah bilir.Eşler birbirinin rızkı gibidir.Bu rızık da lehv-i mahfuz’a yazılmıştır;zamanı gelince,sahibini bulur.Ancak yinede bizler bu rızkı edebine aramakla yükümlüyüz.Bu nedenle evlenme niyetinde olan her müminin bu edebini öğrenmesi gerekir.Aksi halde hem mesul hem de mutsuz olur.
Öncelikle evliliğin bir eğlence aracı olmadığını bilmeliyiz.bir ömrü kapsayan bu sünnetin asıl hedefi,helalinden yuva kurmak,haramdan korunmak,nesil yetiştirmek,hayat nimetine fiilen şükretmek ve nefsi terbiye etmektir.Zaten aileyi özel ve değerli yapan şey de ondaki nimet ve hedef değimlidir.?Hedefi edep ve cennet olmayan evlilikler,oyun ve eğlenceden ibaret olur.Böyle evlilik üzerine aile kurulamayacağı gibi,onunla insan terbiyesi de gerçekleşmez.
Evlenecek kimselerin görüşmesi
Erkeğin evlenmek istediği kızı,kızında erkeği görmesi sünnettir.Peygamber efendimiz(s.a.v.) evlenmek isteyenlere,alacakları kızı önce görmelerini tavsiye ederek şöyle buyurur:”Allah,bir erkeğin kalbine,bir kadınla evlenme düşüncesi koyarsa,ona bakmasında bir günah yoktur.”Dinimize göre evlenme niyetinde kız ve erkek ancak kızın ailesi veya yakın akrabalarından birinin yanında özel görüşme yapabilir.Bir defa görüşmek yeterli olmadı ise aynı şartlarda,yakın aileden birinin eşliğinde gerektiği kadar görüşme yapabilir.
Erkek evlenmek istediği kızın yalnız yüz ve ellerine bakabilir.Zira yüz ve ellerin görülmesi kadının güzelliğini ve bedenin durumunu anlamak için yeterli sayılır.Her iki taraf için aranacak en önemli özellik akıl ve güzel ahlaklı olmalı.damat ve gelin adaylarının tanınması için aile çevresi de yardımcı olmalı.adaylar hakkında doğru bilgi verilmeli,erkek ve kadının evliliğine mani olacak ve ileri de sorun çıkarak bir durumları varsa,bu önceden belirtilmeli.
Yuva kurulurken damat ve gelin adayları hakkında bilinen kusurların söylenmesi gıybete girmez.Her iki taraf da yuvanın huzurunu bozacak,güzel geçime mani olacak ne türlü kusur varsa onları söylemek haram olmaz,gerekli görülür.Özellikle eşleri birbirine nefret ettirecek bedeni hastalıklar ve ruhsal bozukluklar varsa,tanışma safhasında açıkça söylenmeli.Çünkü öncen saklanan bu durumlar daha sonra pişman olunacak bir evlilik yapılmasına neden olabilir.Evliliği zora sokacak ciddi aldatma ve yalan beyan durumunda,her iki taraf içinde boşanma yolu açılır.
Usulsüz Görüşmeler
Evlenmek ile eğlenmek ayrı şeylerdir.Hiç bir yabanca kadın ya da erkekle eğlenme yahut vakit geçirme için görüşüp konuşma,dertleşme,gizlice buluşma ve arkadaş olmanın olmadığını bilmeliyiz.Bu tür işler nefse hoş gelse de biraz ötesi düşünüldüğünde gereksiz ve zararlı olduğu anlaşılır.zamanımızda flört denen bu ilişki başta kadın olmak üzere her iki tarafı da yıpratacak sonuçlar doğurur.evlenme niyetinde olan kişilerin,telefon ve benzeri iletişim araçları ile görüşmesi de ihtiyaç kadar olmalı,nikah kıyılmadığı müddetçe adaylarını birbirine yabancı olduğu unutulmamalı.görüşülen kimseler ile gönüller kaynaşmaz,diller anlaşmaz ve zevkler uyuşmaz ise,şartlar zorlanmamalı,çözümü olanaksız bir durum varsa iş ilerlemeden ayrılmalıdır.
Evlenecek erkek ve kadın,anne ve babasının duasını almayı da ihmal etmemeli.Çünkü anne babayı haksız yere üzüp de yüzü gülen kimse yoktur. Ancak ebeveynler dinene haram bir şey istiyorlarsa, o zaman kendilerine uyulmaz. Bir kızı, hiç tanımadığı veya tanıdığı halde sevmediği bir erkeğe zorla vermek de dinimizde helal değildir.Babanın öyle bir hakkı yoktur.
Allah için bak!
Muğire b. Şu’be (r.a.) anlatıyor: ”Hz. peygamber’e (s.a.v.) bir kızla evlenmek istediği söyledim;Resulullah Efendimiz(s.a.v.),’Gidip istediğin kızı gör;böyle yapman aranızda muhabbeti temin için daha uygun’ buyurdu. Ben de kızın ailesine giderek,durumu haber verdim ve kızlarını görmek istediğimi söyledim.Kızın anne babası bunu hoş karşılamadı.O sırada kız perde arkasında bizi dinliyordu. Benim kendisi ile görüşmeden geri döndüğü görünce,anne babasına,’Şu adamı ban çağırın!’ dedi.Beni geri çağırdılar. Kız perdenin dışına çıkarak bana ‘Eğer Allah Resul’ü (s.a.v.)seni beni görmeni emrettiyse,bana bak;yoksa Allah için söylüyorum,ben bu işi hoş görmem’ dedi. Ben de kıza baktım ve kendisini beğendim.O da bana razı oldu ve evlendik.Kendisiyle huzurlu bir hayat sürdük.”
SEMERKAND AİLE DERGİSİ
Yorum (0) Kalıcı Bağlantı
Aşere-i Mübeşşere
9/6/2007 -Kategori:
Hayatta iken Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından Cennet'le müjdelenen ashabın ileri gelenlerinden on kişi için kullanılan bir tabir.
Kur'an-ı Kerîm'de bu hususta herhangi bir delil mevcut olmamakla birlikte, Resulullah'ın sahîh hadisleriyle sabit olan bu ashabın Cennetlik oluşları, İslâm'ın genel prensipleri dahilinde gayet tabi bir olaydır. Aşere-i Mübeşşere tabirinin yanısıra "el-mubeşşirun bi'l-Cenneh" tabiri de bu sahabeler hakkında kullanılmıştır. Bu meşhur on sahabi şunlardır: Hz. Ebû Bekr (ö. 634), Hz. Ömer (ö. 643), Hz. Osman (ö. 655). Hz. Ali (ö. 660), Hz. Abdurrahman b. Avf (ö. 652), Hz. Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh (ö. 639), Hz. Talha b. Ubeydullah (ö. 656), Hz. Zubeyr b. Avvam (ö. 656), Hz. Sa'd b. Ebi Vakkâs (ö. 674), Hz. Said b. Zeyd (ö. 671).
Bu büyük sahabilerin kendilerine has özellikleri vardır. Meselâ: Mekke'de ilk müslüman olan bu şahsiyetler Hz. Peygamber'e ve İslâm davasına büyük katkıları olan kişilerdir. Bu büyük sahabilerin hepsi İslâm devletinin müşriklere karşı giriştiği ilk büyük cihat hareketi olan Bedir gazvesinde bulundukları gibi, Hz. Peygamber'e, O'nu ve İslâm'ı sonuna kadar koruyacaklarına dair Hudeybiye gününde ağaç altında Bey'at etmişlerdir. İslâm akidesi için Allah yolunda en yakın akrabalarına karşı çarpışmaktan geri durmamışlardır. Hadis âlimlerinden bazıları eserlerine bu on sahabinin rivayet ettikleri hadîslerle başlamışlardır. Ayrıca sırf Aşere-i Mübeşşere'nin hayatlarını konu alan müstakil eserler kaleme alınmıştır. Bunların faziletleri ve Resulullah tarafından Cennet'le müjdelendikleri sahih hadis kaynak ve mecmualarında sabittir. (Tirmizî, Menâkıb, 25; Ahmed b. Hanbel, I, 193)
Yorum (0) Kalıcı Bağlantı
Efendimiz'in Şemaili Şerifi
9/6/2007 -Kategori:
*Yaratılış ve ahlâk itibariyle insanların en üstünü idi.
*Bütün Peygamberlerin en güzeli o idi.
*Boynu uzun ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları kalın, parmakları uzundu.
*Kendisi şişman değildi.
*Uzuna yakın orta boylu, güçlü ve kuvvetli idi.
*Mübarek cildi ipekten yumuşaktı.
*Yüzü hafifçe yuvarlak, kaşları hilâl gibi idi.
*Kirpikleri uzun, gözleri kara, büyük ve son derece güzeldi.
*Saçları ne pek kıvırcık, ne de pek düz idi.
*Sakalı sık ve tamdı. Uzun değildi.
*Cismi güzel, kokusu hoş idi.
*Sünnetli olarak ve göbeği kesik vaziyette doğmuştu.
*Yüzü gül gibi kırmızıya benzeyen beyaz ve nuranî, berrak ve ışıklı idi.
*Dişleri inciler gibi beyazdı.
*Konuşurken ön dişlerinden nurlar saçılır, gülerken ağzında ışıkların bile aydınlandığı sanılırdı.
*Koku sürünsün veya sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan daha güzel kokardı.
*Mübarek eliyle bir çocuğun başını okşasa, o çocuk diğerleri arasından hemen seçilir, belli olurdu.
*Pek uzaktan işitir, kimsenin göremeyeceği mesafeden görürdü.
*Bir yere giderken sağına soluna bakıp yürümez, vakar ve süratle ilerlerdi.
*Yüzünde nur, sözünde kuvvet, lisanında bir güzellik vardı.
*Herkesin aklına göre söz söyler, herkese güler yüz gösterirdi.
*Kimsenin sözünü yarıda kesmez, haşin davranmaz, mütevazi *yaşardı.
*O'nu ansızın görenler heyecan ve sevgiyle ürperir, konuşunca *hayran olurdu.
*Bütün insanları hoş tutar, hizmetçilerine şefkatle muamele ederdi.
*Kendisi ne yer, ne giyerse, hizmetçilerine de onları yedirir, onları *giydirirdi.
*Çocukları çok sever, saçlarını okşar, onlarla konuşurdu.
*Son derece cömert, sözüne sâdık ve merhametli idi.
*Güzel ahlâk bakımından insanların en üstünü idi.
*Hülasa kâinatın efendisi, ALLAH'ın sevgilisi, mü'minlerin baş tacı, *hasta gönüllerin ilâcı, çaresizlerin yardımcısı, mazlumların koruyucusu, düşünülebilen her türlü üstünlüğün sahibi idi.
*ALLAH'ın salât ve selamı O'nun ve O'na yakın olanların üzerine olsun.
Yorum (0) Kalıcı Bağlantı